30 Ağustos 2013 Cuma

herhangi bir gün

Sabah gözünü açtığında kedisi yine ayakucundaydı; gerinerek şımarık şımarık selam verdi Zuzu, "Bu senin yatağın değil! Yine benimkinde yatmışsın yaramaz" sözlerine hiç aldırmadı bile.
Tuvaletin yolunu tuttuğunda aklında gecenin düşleri, saçmasapan hikayeler vardı.
Aşağı inmek lazım. İnip valideye günaydın demek lazım. Hatta bu kez kendini aştı, annesinin neşesine katılıp poğaça yaptı beraber. İçi peynirli. Yarısı maydonozlu, yarısı dereotlu. Dün pazardan aldığı peynirleri özenle karıştırdı iç olarak; annesinin ellemesine izin vermedi. Şahane oldular, kıyır kıyır. Afiyetle yediler.
Sonra deniz vakti geldi çattı yine; yazın bu hep oluyor.. Anne gelmez, "Ben biraz uzanayım, sen git kızım.."
En yakın plaja gitti, zira sıkıldı artık yazın kalabalığından, çalkantılı yeşil denizinden..
Bir Long Island Ice Tea söyledi, tanıdık mekan çalışanlarına -iyi yaptıklarına inandığından- kaykıldı şezlongunda, Emrah Serbes'in "Son Hafriyat - Bir Ankara Polisiyesi"ni okumaya koyuldu.
Güneşten bunaldığı bir vakit, denize girdi çıktı ama o yüzmek sayılmazdı. (Tabii, turistlerin sırf ıslanmak için girmelerine kıyasla bir nevi Salnikov addedebilirdi kendisini ama neyse..)
Eve dönüşte annesinin sütünün bittiğini hatırladı, bakkala uğradı, bir süt, bir şişe en sevdiği yeni keşfi votkadan -Luksukowa- gazete, Davidoff sarı, vs..
Tam bakkalın dolabında sütün son kullanma tarihini kontrol ederken telefonu çaldı; eski zamanlardan, İstanbul'dan kalma 'kafa' arkadaşı.. Onun da nickname'inin okuduğu kitabın üstünde zırıl zırıl çınlamasına gülümsedi; Burak Ç. "Marmaris'e geliyorum" dedi.

28 Ağustos 2013 Çarşamba

zihin bulanması

Sinan Hoca için alternatif yazı:

Lise arkadaşımla oturuyordum standart Marmaris'imin beach'imde. Aradı.
"Hayatım?" Eee? "Ben Marmaris'e gelicem, seni de alayım, Datça'ya gidelim."
E, olur. Teklif Murat'tan geliyorsa, her zaman, olur.
Geldi, buluştuk, Datça yolu boyu biralarımızı içtik, bahsettiği "Zeytin Mekanı"na ulaştık. Virajlı dolambaçlı yollardan.. Meğer ben özlemişim o virajları..
Girdik rengarenk çiçeklerin içinden, güzel insanlarla tanıştık, kendimize taştan bir oda beğendik.
İlk havuzu keşfetmemiz önerildi, ama mekan öyle ki, çıplak ayakla yürürken yolda, hop, kendini kanepenin tekinde kitap okurken bulabilirsin ya da arıları kovalarken zeytin ağaçlarının altında..
Neyse, biz o ilk akşamı, Gülay Abla'mızın barbunyası, köftesi, rakısıyla geçirmeyi tercih ettik. Ben tabii, rakıları üçlerken, Murat üçüncü uykusundaydı.
Sonra uyandı: "Haydi, gel, gezelim." O da olur.
Datça'nın içine indik. Benim kafa zaten hali hazırda bir dünya, onunki de mahmur...
Çöreklendik yol üstünde adını "Kekik" diye sevdiğimiz bir meyhaneye. Sahipleriyle ahbap olduk. Bize "Jazz Bar" diye adres gösterdiler, üşenmedik, oraya da gittik.
Şahane manzara. Datça marina altında, kırmızı dolunay, yanında...
Murat Jack'leri söylemeye başladı, tamam, dedim, budur...

zihin berraklığı

Eski kocasıyla tatil yapan çok yok, diye farz ediyorum.
Zira Arto'yla hala görüştüğümüzü duyan nice arkadaşımın bile şöyle bir irkildiğini, "nasıl yani? bişii mi var?!" moduna geçtiğini bilirim.
Ama tavsiye ederim.
Tabii, eski kocanız ya da karınız varsa.. Ve hala onunla arkadaşsanız -ya da görüşüyorsanız, diyelim..
Datça.. Şahaneydi.
Ben, takip ediyorsanız, Marmarisliyim, Datça'yla matçayla çok işim olmaz.
Ama ilk defa bu yüzünü gördüm Datça'nın; huzur veren, sakinleştiren ve tabii illa zeytin yedirten!
Hiçbir yerin, grubun ve sair reklamı çıkmaz bu blogda, ama bunu yapacam usta: Olive Farm.
Gidiniz. Akbaş köpekleri seviniz, tavukları kovalayınız, havuzda yüzerken ağaçtan satsuma toplayınız, Gülay Abla'nın güzelim yemeklerini mideye indirip hamakta sallanınız, zeytinyağlı sabunlarınızla yıkanıp en dingin uykulara dalınızzzzz.....
Biz orayı çok sevdik. Eskiyiz biz. Eski evli. İyi geldi bize.
Tazelendik.

21 Ağustos 2013 Çarşamba

more beer

Jim Morrison vaktiyle demiş; "İçiyorum, çünkü neler olacağını merak ediyorum." Haklı valla..
N'oldu o rock'n'roll zamanlara? Herkes pek bir sağlık perisi kesildi. Diyetleri filan geçtik, vücut yapmalar, yogalar, enerji içecekleri...
İnsanoğlu kendini bi elli yılda bir zehirlesin, tüketsin, yok etsin diye yapılıyor değil mi bütün bunlar?
70'lerde eroin zerk ediyorsun, 90'larda ecstasy, kokain, şimdi de en tehlikelisi: Dopamin.
Çünkü insan kendi üretiyor. Masrafsız yani.
Çık koşu bandına, ye saçmasapan lifli şeyler, iç bitki çaylarını.. Hop, formdasın. Ama sen değilsin artık.
Ben şahsen denizime gidip, yüzüp, mümkünse bisiklete binip, sigaramı tellendirmeyi, biramı höpürdetmeyi tercih ederim.

http://www.youtube.com/watch?v=kE32pvvaDT8

19 Ağustos 2013 Pazartesi

baby we were born to run

Zzzzzzzzzz...
Uyumak istiyorum.
Bugün evim temiz temiz oldu.
Oooh.
Ne zamandır ilk sakin uykuyu uyudum.
Karşı komşular azap vermekte devam.
"Yihuu!" vs.
Benle başa çıkamazlar.

18 Ağustos 2013 Pazar

duruldum

Sil bunu, ötekini; kavga et, sıç ağızına, dök dişlerini...
Eeee?
En güzeli; şöyle bir etrafına bak: Benim duvarımda geçen yelkenliler var, o olmasa da olur.
Ama bak.
Çocuğuna bak, annene bak, çık dışarı ağaca bak, kedine bak, sokak köpeğine bak..
O hala yaşıyorsa, sen haydi haydi yaşarsın.

12 Ağustos 2013 Pazartesi

gamzedeyim..

Kaç gündür, bayram, ve sair sebepten evim "istila" edildiğinden mütevellit yazamadım.
Ne yaptım biliyor musunuz kafa dinlemek için; ne akp'yi takip ettim ne "eve dönüş"ü, ne suriye'yi, iran ırak mısır'ı ne de balyoz'u ergenekon'u...
"Gümüş" seyrettim. Her akşam internette, bölüm bölüm üstüne.
İyi geldi.
(Ortadoğu'nun o diziyi niye bu kadar sevdiğini de anladım:)
Gümüş'ün gamzesine, ben de takıldım...

http://www.youtube.com/watch?v=qZU2PvFpz5U

8 Ağustos 2013 Perşembe

baryam

Sabah kalk, boru 7'de filan ötüyor, beni bilenler bilir; o saatte kalkmam- ama kalkıyoruz, mecbuur..
Karşılar seni biri 7 öteki 5 yaş... Zuzu yamaçta. İnsan başka ne ister?
Derken...
Gürültüsü bol bir ev oldu benimkisi. Daha doğrusu "benimkilikten" çıktı.
Kedim benim değil, yatağım benim değil, terasım benim değil, annem..?
Bisikletim, Merlin, benim değil...
İyi bayramlar.

duruyorum ben

Günler geçiyor, çocukların, yeğenlerin şerbetiyle..
Annem mutfak bekçisi, kediler birbirinin yabancısı, ev tarumar...
Marmaris, yine yardıma yetişiyor.
Adres gösteriyor; "Buraya git, sakinleş" şekli..
Ben sabit.

7 Ağustos 2013 Çarşamba

kardiş

Bilinmez..
Kedi yanında oturur, sakinsindir; ama belli olmaz.
Bellisi olmaz.
Bardaklar kırılır, kan akıtılır...
En sevdiğin insanlar yapar bunu genelde.
Yani ben en azından öyle gördüm.
Livaneli güzel yazmış; "Unutmasa insan mutlu olamaz."
Keşke hakikaten hatırlamasak her şeyi. "Delete" edebilsek.
Kardeşimin Hikayesi........... Uzuuun, çok uzun.